Röportaj - Açık Radyo

Durul Gence'nin yakın zaman önce Finders Keepers'dan çıkan 45'liği "Black Cat"in sizlerle buluşmasında büyük emeği olan ve aynı zamanda Durul Gence'nin yeğeni olan Mehmet Atılgan 19 Ekim 2019 Cumartesi günü 12:00 - 13.00 saatleri arasında Açık Radyo'da Naim Dilmener'in "Dünya Dönüyor" programına konuk olarak "Black Cat"in hikayesinden bahsetti.

Açık Radyo Frekans: 94.9 ; İnternet üzerinden dinlemek için http://acikradyo.com.tr/stream/

45 yıl saklı kalmış hazine

Türkiye’de popüler Batı müziğinin başlama vuruşu olarak kabul edilen şarkı, İlham Gencer tarafından plak yapılan “Bak Bir Varmış Bir Yokmuş”. Doğrudur, Türkçe sözlü ilk “hit” şarkı budur ama öncesi var –ki Durul Gence, tam da bu noktada sahneye çıkıyor. Somer Soyata ve Arkadaşları adıyla bir dönem ortalığı kasıp kavuran Deniz Harp Okulu Orkestrası’nın efsane davulcusu...

Memleket müziği arkeolojik kazı alanı gibi. Olmadık zamanlarda bizi heyecanlandıran kayıtlar ortaya çıkıyor, aklımızı alıyor. Yakın dönemde, 45 yıldır sandıkta saklanan iki şarkı, İngiltere’de basılan bir 45’lik plak üzerinde bizlerle buluştu. Sözleri ve müziği Durul Gence’ye ait şarkılar bunlar: “Black Cat” ve “Boo Song”.

THE END !..

https://soundcloud.com/finderskeepersrecords/durul-gence-the-black-cat

1960’ların sonlarında seslendirilen müzik eserleri değerlendirilirken geçerli olan temel kriter bu eserlerin plak gibi çalınmaları gereğiydi. Ancak yaratıcılığı öldüren, değişik görüşlerin ve yorumların sanat dünyasına getirdiği renk cümbüşünü solduran, müzisyenleri yeni bir eser yaratmak yerine kopya çekmeye zorlayan bu anti-demokratik uygulama, beni çok olumsuz etkiliyordu. Özgür düşünce ve özgür ifade yolu burada son bulamazdı, bulamadı da.... Benim gibi düşünen ve kafası kafama uyan birkaç müzisyen arkadaşla uzaklara gitmek, sessiz, sakin bir köşede oturup ne gibi yeteneklerimiz olduğunu yani kendimizi yeniden keşfedip, yetenek sınırlarımızı bilmemiz gerekiyordu.

Nereye gidebilirdik?... Hangi ülke koşulları bizim beklediklerimizle daha iyi örtüşüyordu? Konu ile ilgili değerlendirmeler hep Norveç’i gösteriyorduysa da, dilini bile bilmediğimiz, tek bir tanıdığımızın olmadığı bu ülkeye nasıl gidilir diye düşünüp tartışıyorduk ki telefon çaldı. Norveç’te yaşayan bir Türk, Kaptan Yılmaz Dağcı, gece çaldığımız lokalde bizi dinlerken müthiş bir gurur duyduğunu, eğer bir gün olur yolunuz Oslo’ya düşerse bizi misafir etmekten büyük bir şeref duyacağını söylüyordu. Bize Oslo kapılarını açan bu telefon bir şaka olamazdı. Bir şans, yoksa rastlantı mıydı, yorumu zor. Ama inanılması güç ve tuhaf olan nokta, aramızda daha önce hiç konuşulmamış, bu nedenle dışarı sızma ihtimali “0” olan bir konunun gecenin geç bir saatinde gerçekleşmiş olmasıydı. Bu nadir bir ödül, belki de bir sınavdı hepimiz için...